GENÇLİK NEREYE
Modernizmin "gençlik" vurgusunun altından, hiç de güzel kokular gelmiyor. Modern akıl, her alanda olduğu gibi hayatı kategorize ediyor. Bu fiili bir indirgeme türü. Her indirgeme, aynı zamanda bütünü parçaya feda etme anlamına gelir. Hayatı kategorize eden modern aklın da yaptığı bu.
Modern akla göre hayat sürecinin aşamaları olan bebelik, çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık ayrı birer kompartıman. Bebeyi kreşe, çocuğu okula, genci üniversiteye, olgunu işe, yaşlıyı huzurevine mahkum eden, evi ve aileyi işlevsiz kılan, evi pansiyon aileyi kulüp haline getiren bir algı tarzı.
şu zenginler adam olsa fakirlik biterdi!
Suçu başkalarına atarak kendini rahatlatma hastalığı insanoğlunun en garip taraflarından biri galiba.
Biz hep başkalarını suçlarız.
Mahallenin belediye tarafından yeterince temizlenmediğinden şikayetçi oluruz, camdan aşağı halı sirkeler, izmaritlerimizi atarız.
Araba kullanırken yayaların, yolda yürürken şoförlerin dikkatsizliğini konuşup dururuz.
Milli eğitim bakanını eleştiririz, kendimizi eğitmek için elimize kitap alıp okumayız.
Cehaletin en büyük düşman olduğunu söylemeden edemeyiz, evlerimizde maalesef kütüphane yoktur.
Bu örnekler uzayıp gider…
Çevremizde ki yoksullukları, geçim sıkıntılarını gördüğümüz zaman da bu ülkedeki zenginlere söylemedik söz bırakmayız.
Zenginin malı züğürdün çenesini yorar diye boşuna dememişler. Başkalarının mal varlığı ile ilgili uzun uzun yorumlar yapmak, mal varlıklarıyla nasıl eğlendiklerini saatlerce konuşmak hiç kimseye bir şey kazandırmaz.
Afrika da açlıktan ölen bebeklerin belgeselini izlerken göz yaşı dökmekten vazgeçip, yakınımızda birilerinin ihtiyaçlarını gidermeye başlamadığımız sürece mesafe alamayız.
Yakınımız derken, önce akrabadan başlamalı. En yakın akrabadan uzağa doğru gitmeli yardımlar.
En yakın komşudan başlayıp, mahalleye doğru el uzatmak gibi…
Biz ne yapıyoruz?
Yine tam tersini…
En uzaktakilere (Afrika) ağlıyoruz, yakındakileri görmüyoruz.
Afrika’yı sömüren batılıya, küfür, hakaret ve beddua edeceğimize, mahallemizde bir insanın yarasına merhem olmayı başarsak daha iyi olmaz mı?
* * * * * *
Hatıranın kime ait olduğunu not almamışım. Ancak Anadolu insanının “paylaşma” duygusunu gösteren, çok güzel bir hatırayı paylaşmak istiyorum sizlerle.
Işığı yanan evler….
"Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı.
Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacı anneye sıkılarak: "Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.
Hacıanne: "Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.
Merak ettim, tekrar sordum: "Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?"
Hacıanne: "Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, "ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."
Konya Ovası'nda, ya da bir başka yerinde Türkiye'nin, trenden inen yabancılar için "Işığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur?
Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı?
Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı? Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler?
Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler.
Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz.
Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.
* * * * * *
Başkalarına yardım etmek için zengin olmayı beklerseniz, hiç kimseye yardım edemeden ölür gidersiniz.
Yardım etmek için cebinizin
Gönlü zengin olan insanlar, parayla kendini zengin sananlardan daha zengindir.
Karanlık ruhlu adamların, karanlık evlerinde eğlenmeleriyle uğraşmaktan, konuşmaktan vazgeçmeliyiz.
Elinizdekini paylaşın yeter!
Evinizin ışığını yakın yeter
NEDEN SEVGİLİ DOST
neden sevgili dost
Kanatları kırık kuşlar misali.andan babadan yuvadan kilometrelerce uzakta yaşamak ve öğrenmek hayatı düşe kalka dikenli yollarda,nasıl ki yollar eğri büğrü ise hayat yolu da öyle işte …..dümdüz ilerleyemessin.Ayakta kalmak için savaşmalıyız.içimizdeki sevgi dağları,bir volkan misali gülümseyen gözlerden fark edilmeli.işte dostluk diye haykırmak var gücümüzle bu dünyaya inat,ve bilmeliyiz ki yeni yeni insanlar yeni yeni simalar.yeni doğmuş çocuklar misali mutlaka bakmak dünyaya.kendi hayatımızda dostluğu tarif etmek,dostluğa doğru yol alırken güneş yeniden doğacak.hayat yeniden başlayacak ,ayrılık saatleri gelse de bizim dostluğumuz yeniden başlayacak..
SENİ APTAL SENİ.... NE YAPTIN SEN AYSUN
ah aysun ah
ne talihsiz laflar ettin öyle
Tamam, güzelsin, alımlısın ve de sarışın.
Evet sarışın.
Ama hepsi o kadarmış.
Ne tuhaf laflar ettin öyle!
Kim öğretti sana bu alfabeyi.
Baykal’ı mı dinledin, O’ndan mı etkilendin bilmiyorum ki!
Müjde Ar çıldırdı. Çiğdem Anat’ın cinleri tepesine geldi.
Pınar Kür seni savunmaya kalktı ama nafile. O da Müjde ile Çiğdem’den aldı nasibini.
Hiç fark etmedin mi, bir süre sonra seninle dalga geçmeye başladılar.
Ne yaptın sen Allah aşkına?
“Ayaktakımının iktidara getirdiği AKP” ne demek yahu.
Ne demek, “Dağdaki çobanla, benim oyum bir mi?”
Ne demek!
Sen kimsin, dağdaki çoban kim?
Tek sorun dağdaki çobanın televoleye çıkamaması mı?
Yoksa Nişantaşı’ndan alış veriş yapamaması mı?
Söyler misin?
Farkınız ne?
Akşamdan portakal suyuna yatırılmış başamel soslu Pekin ördeği yiyebiliyor olman mı?
Bu mudur?
Sen ağzından çıkanların ne manaya geldiğini biliyor musun be Aysun?
Bilsen söylemez sin herhalde!
Bak ben anlatayım sana;
Sen diyorsun ki, bu ülke sadece benim.
Benim gibi olanların, benim gibi düşünenlerin.
Burjuvaların, cepleri paralıların, elitlerin, entellerin.
Hiç olur mu öyle şey.
Bilmez misin ki, o dağdaki çobanın otlattığı koyunların sütü, yağı alındıktan sonra light olarak senin zayıflaman için sofrana geliyor.
Hiç mi düşünmedin?
Ah be Aysun, aşağıladığın geniş halk kitleleri tarafından şöhrete ulaştığını, bu sayede karnının doyduğunu da mı düşünmedin?
Sen nasıl olur da, bu ülkenin evlatlarını çoban diye, köylü diye, gecekonduda yaşıyor diye küçümsedin. ?
Ayıp ettin doğrusu.
Bak sana bir tavsiye.
Biz bu sözlerini cehaletine verelim, gel sen de özür dile, itibarını kurtar.
Bu arada bir çift sözüm de Ak Parti milletvekili İsmail Katmerci’ye.
Sayın milletvekili, Aysun Kayacı’nın söyledikleri yenilir yutulur cinsten değil.
Bu sözlere herkes demokratik tepkisini gösterebilir.
Ama siz, demokratik bir tepki koymak yerine,, kılığına, kıyafetine gönderme yaptınız.
Çıplaklığını eleştirdiniz.
Yetmedi bir adım daha ileri gidip, “mahluk” yakıştırmasında bulundunuz.
Ayıp ettiniz.
Herhalde, sizin de kastı aşan bu sözler için bir özür borcunuz olmalı.