Televizyon ve başarı bir arada olamayacak ikili

Çarşamba, Nisan 9, 2007 · Kategori: EGITIM

10 dakika TV izleyip ders çalışacaktım.” dediniz ama yine olmadı. Çalışamadınız. Peki bu
pişmanlığı hangi sıklıkla yaşıyorsunuz? Eğer başarı istiyorsanız, TV’nin güdümünden çıkmanız
gerekiyor.

Öğrenciler, televizyondaki diziler ve yarışmalardan vazgeçemeyeceklerini düşünürler. Bunu ispatlayan en iyi örnek, konuyla ilgili olarak öğrencilerin kurdukları cümlelerdir: ‘Hocam, inanın kısa bir mola verecektim. Ayaklarım televizyona götürdü, dalmışım. Saatin nasıl geçtiğini anlayamadım.’

Öncelikle şunu belirtelim: Ayaklar, televizyona götürmez. Daha doğrusu götürür de, tabii beyin isterse. Ayaklar tüm diğer organlar gibi beyin tarafından yönetilir, bunu hiç kimse inkâr edemez. Bilinçsiz bir şekilde gerçekleştirdiğimiz davranışlar vardır. Ancak yalnızca refleks ve içgüdü türü davranışlar, bilinçsiz davranışlar kapsamına girer. Gök gürültüsü karşısında irkilme, ışık karşısında gözbebeğinin küçülmesi, leyleklerin göç etmesi gibi.

O halde, söylenen cümleyi düzeltelim: ‘Hocam, molamı televizyon karşısında vermek istedim. Yaptığım davranışın farkındayım.’

Şimdi doğru olanı söylemiş olduk. Öğrencilerin söylediği diğer cümlelerde yanlışlık yok.

***

TELEVİZYON BİREYE NASIL EGEMEN OLUR?

Televizyon karşısında vaktin nasıl geçtiği anlaşılamaz. Çünkü televizyon -özellikle de seçici olunmazsa- bireyi esir alır. Kaç yaşında olursak olalım; televizyon karşısında savunmasız kalırsak yani izleyeceğimiz programa karar vermeden karşısına geçersek, bize hükmeder. Televizyonun bize bu denli hâkim olmasının nedeni, duyu organlarının birçoğuna aynı anda hitap ederek, bireyi sersemletmesidir.

Televizyon, öncelikle göze hitap eder ve bireyin tüm dikkatini onun üzerinde yoğunlaştırması için gerekli olan her türlü unsuru kullanır. Hareketli, renkli ve büyük objeler, ekranları süsler.

Kulağa hitap eder. Ani ve yüksek seslerin, zihni gereksiz yere meşgul eden konuşmaların adresi, yine televizyondur. Bu nedenle; kalabalık bir odada birçok farklı uyarıcıyla bir arada bulunsak da, algıda seçiciliğimiz(dikkatimiz) yine televizyona yönelir. Ders çalışmaya dalmak; çok ender görünen bir durum olmasına rağmen, televizyona dalmak sık rastlanan bir durumdur. Çünkü televizyon, bireyin düşünmesine engel olur ve onu bulunduğu ortamdan soyutlar.

Uzun süre televizyon seyretme, bireyde yorgunluğa neden olur. Ancak öğrenciler, mola vermek yani dinlenmek için televizyona yönelirler. Burada sizce bir çelişki yok mu?

***

TV KARŞISINDA GEÇİRİLEN SAATLER KAYIP MI, KAZANÇ MI?

Televizyonda önümüze gelen her programı; hiçbir saat sınırı koymadan seyredersek, öncelikle hayallerimizi bir başka hazirana ertelememiz gereklidir. ‘Yok, ben dizilerimden hiçbir zaman vazgeçemem’ diyorsanız, üniversite hayalinizi rafa kaldırmanız gereklidir. Yalnızca hayallerinizi mi rafa kaldırmanız gereklidir? Tabii ki, hayır. Aile içi iletişiminizi, özgün ve bağımsız düşünme yeteneğinizi ve daha sayamayacağımız birçok şeyi. Gerçek olmayan, kurmaca bir dünyanın içinde silik bir yaşam sürmek, sürekli yönlendirilmek, insan olma onuruna yakışmayan bir durum. Gerektiğinde ailenize karşı bile bildiği doğruları savunmaktan çekinmeyen gençler, neden bu kadar sessizsiniz?

Unutmayın! Televizyon ve başarı bir arada bulunmayacak bir ikilidir. Bunlardan birisini tercih etmemiz gereklidir. Rotasız gemiler gibi hareket etmeyelim. Televizyon bizi yönlendirmesin, biz televizyonu yönlendirelim. Enerjimizi, potansiyelimizi, sorumluluklarımızı yerine getirmek için kullanalım. Hayatımızın her döneminde, iradeli davranışlarda bulunmaya gayret edelim

Bir liselinin gözüyle 'liseli gençlik'

Salı, Nisan 8, 2007 · Kategori: EGITIM

Saçı, makyajı ve garip kıyafeti yüzünden kenara çekilen öğrenciler var. Öğretmenler sınıflara, yüzlerini yıkattırıp; saçlarını “normalleştirip”; eteklerini eski boylarına getirip yolluyorlar.


Kızlar yanlarında eteklerini kısaltabilmek için iğne taşıyor

Hayatın ya tamam ya devam kısmı lise sıralarından geçiyor. İyi bir gelecek hedefliyorsanız, iyi bir lisede olmalı ve iyi bir eğitimden geçmelisiniz. Liseye kadar okuyup gelebilmek için sadece çaba sarf etmek gerekiyor. Kimileri için hayata yönelik önemli bir geçiş noktası ve atlama taşı olan lise çağı bazı gençler için hayatın kararmaya başladığı dönem olabiliyor. Çünkü, günümüzdeki lise ortamı çok farklı ve bambaşka.

Aslında çocuklar aynı çocuklar, öğretmenler de aynı öğretmenler; ama zihinler, beklentiler, umutlar, hayaller ve o hayallere ulaşma tercihleri o kadar karışık ki. Ya çalışıp çok başarılı okuyup hayatta bir yere geleceksiniz ya da çevrenize bakıp “bazı ödünler” vererek “bir anda” o yere gelmeye çalışacaksınız.

Öğrenci bir yandan dersi kırıp arkadaşlarıyla “ortam yapma” merakında, diğer yandan da devamsızlık yaptıkları gün sayısı arttıkça stresi artıyor. Bir de öğretmenlerin sürekli hatırlattığı o büyük sınav, yani ÖSS sıkıntısı var. Eğer o gence otokontrol ve hedef duygusu verilmemişse maalesef devam da ÖSS de ikinci planda kalıyor. Kendilerine o kadar çok “ortam” yapıyorlar ki; ama yine de şu zihinlerini kurcalayan sorulardan kurtulamıyorlar. “Onunki...” olmak, “bırakılmak”, “terk edilmek”, “ex” olmak anlam dünyalarını darmadağın ediyor. Mesela, daha bu yıl başında bir liseli arkadaşımız intihara teşebbüs etti. Eğer babası yakalayamamış olsaydı şu anda aramızda değildi belki de. “Neden?” diye sorduğumuzda ise cevap gayet kendinden emin ve net: “Beni kimse anlamıyor!”. Ama senin konuştuğun “dil”i zaten kimse anlamıyor ki, seni birileri anlayabilsin! İntihardan sonra ise alkol ve sigaraya yöneliyor. Bunları henüz lise birinci sınıftaki bir kız yapıyor.

Okula girişte saçı, makyajı ve garip kıyafeti yüzünden kenara çekilen o kadar çok kız ve erkek öğrenci var ki. Öğretmenler, yukarıya, yüzlerini yıkattırıp; saçlarını “normalleştirip”; eteklerini eski boylarına getirip yolluyorlar. Fakat öğrenciler makyaj eşyalarını da, saçlarını yapabilmek için gerekli toka ve malzemeleri de, eteklerini kısaltabilmek için gerekli iğneleri de yanlarında taşıyorlar. Abartmadan söylüyorum çantasında elektrikli saç kıvırma aleti olan bile var!

Erkeklerde ise saçlardan kıyafetten daha önemli şeyler var onlar için. Mesela okula arabayla gelmek gibi. Eğer bir erkek öğrenci, kravatını düzgün bağlamışsa, birkaç düğmesini açmamışsa diğer arkadaşları tarafından aşağılanıyor. “Batak” kavramına son zamanlarda alkol, sigara ve uyuşturucu ile birlikte evli erkeklerle beraber olmak da katılmış durumda. Bunun için okuldan atılmış bir arkadaşımız bile var! Alkol ve sigara başta olmak üzere “arkadaş tavsiyesiyle”, özentiyle alınan zararlı maddeler de giderek yayılıyor.

***

Magazin programları gençlerin kafasını karıştırıyor

* Tabii ki sadece okumak isteyen, yanlış yollara sapmamaya çalışan öğrenciler de var. Fakat onların normal kıyafetleriyle dalga geçiliyor. Hatta bazıları dışlanmamak için kendine söylenenleri yapıyor.

* Artık kız-erkek ilişkileri saklanmıyor. Hatta olmayanlara “eş” aranıyor. Zaten kafalarımızı karıştıran yeteri kadar şey varken bir de bunlara diziler, magazinler, dergiler ekleniyor. Sanki bütün bunlar lise gençliği hedeflenerek çıkarılıyor.

* TV dizileri çok etkiliyor. Şu aralar moda olan töre dizileri sonucu kendine “ağa” arayan kız arkadaşlarımız var mesela.

* O kadar çok insan var ki bu koridorlarda yürüyen. Birinin hikâyesi şöyle mesela: Küçükken abisi ve kendinin gözü önünde babası, annesini öldürmüş. Bu kız gerçekten insanın gözünün içine farklı bakıyor. Bir arkadaşı var. Onun babası ise onları bırakıp Almanya’ya gitmiş. Bir daha da görmemiş babasını. Birbirlerini anladıklarını sanıyorlar. İkisi de hayata kaşları çatık bakıyor ve aralarına kimse giremiyor.

* Bir arkadaşımız var. Babası kanserden vefat etmiş. Ama o onlar gibi değil. Onu tanıdım tanıyalı doktor olmak istiyor. Kanser hastaları için.

* Kızlar burunlarını, dudaklarını, kaşlarını deldirme hevesine girmişler. Erkekler de kızlar gibi okul dışına çıktıklarında küpelerini takıveriyorlar

« Önceki ::