Ne olur biraz beni dinlesen?!.
Saadet, yorucu ve hızlı iş temposundan sonra omuzları çökmüş bir halde eve gelir. Evinde olmak onu bir nebze rahatlatsa da, bugünkü koşuşturmasını anlatacağı, duygularını paylaşacağı birine ihtiyacı vardır. Eşinin kendinden önce geldiğini görünce bir “oh!” çeker. Çünkü kendini dinleyecek birini bulmuştur. Bir çırpıda her şeyi anlatmak ve rahatlamak ister.- Yapacak o kadar çok şey var ki, kendime ayıracak vakit bulamıyorum.
- O zaman işten ayrılmalısın. Bu kadar çalışmana gerek yok. Benim kazancım yeterli. Hoşlandığın farklı ve yorucu olmayan şeyler bulmalısın.
- Ama ben işimi seviyorum. Yalnızca bugün biraz yoğundum ve her şeyin bir anda olmasını beklemeleri beni yordu.
- Sen işverene bakma, elinden geleni yap yeter.
- Öyle yapıyorum, ama bugünkü yoğunluktan annemi bile arayamadım.
- Dert ettiğin şeye bak, annen ne kadar yoğun olduğunu biliyor, anlayış gösterecektir, üzülme.
- Onun bugünlerde bize ihtiyacı var. Birkaç gündür uğramayınca bir telefon beklemesi doğal değil mi?
- Sen her şeyi fazla dert ediniyorsun. Bu da seni mutsuz yapıyor. Yorgunluğunun sebebi de bu.
- Hayır! Ben her zaman mutsuz değilim. Sen beni fikir yürütmeden, anlamaya çalışarak dinlesen hiçbir şeyim kalmayacak. Ne olur dinlemeyi denesen?
Ayhan Bey nerede hata yaptığını düşünmektedir. Çünkü o, sorun çözmeye çalıştığı için yardım ettiğine inanarak bunları söylemiştir.
Çoğu zaman kadın, yalnızca o günkü duygularını paylaşmak isterken, eşi yardım ettiğini sanarak sürekli sorunlarına çözümler önerip, onun sözünü keser. Halbuki kadının istediği sadece anlattıklarının dinlenilmesidir.
Ayhan Bey, hanımının dünyasını anlamadığı için, çözüm önermeden sadece dinlemenin ne kadar önemli olduğunu anlamamıştır. Hatta çözüm önermesi işleri daha da karıştırmıştır. Halbuki sabır ve anlayışla dinleyip, onu anlamaya çalışsaydı çok daha iyi sonuç alacaktı.
Böyle bir durumda yapılması gereken en önemli şey, sadece eşlerin değil tüm aile fertlerinin, karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlama niyeti ile dinlemeleridir. Daha sonra da kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmeleridir. Bunun için en güzel çözüm, fertlerin birbirini empati kurarak dinlemeleridir.
Empatik dinleme, anlama niyetiyle kendini başkasının yerine koyarak, onun değer yargılarını kavramaktır. Bu dinleme ile fert, karşısındakinin sorununu anlamaya çalışır. Anlamak için de “ben” mesajını kullanmak en doğru yoldur. Çünkü “ben” mesajı insanları eşit gösterirken, “sen” mesajı ise dikey gösterir. Yukarıdaki Ayhan Bey’in de devamlı “sen” mesajı vermesi hanımını rahatsız etmiştir. Halbuki “ben” mesajı, konuşan kişinin karşısındakinden daha iyi ve daha değerli olduğunu ifade eder. “Ben” mesajları, “benim gördüğüm, benim düşüncem, benim görüşüm…” gibi girişlerle başlamalıdır.
Kadın için, düşüncelerinin paylaşılması, anlaşılması ve eşinin ona yaklaşımı, çözümden daha önemlidir. Kadının duygularını anlamaya çalışan erkeğin, on u anlamasa da dinlemesi yeterlidir. Böyle davranmayı başaran erkek, karısının kendisini nasıl takdir ettiğini hayretle görecektir. Tabii aynı durum kadınlar için de geçerlidir. Onlar da erkeğin psikolojik doğasını bilerek davranır, öneri ve eleştiriden uzak bir biçimde, empati kurarak beylerini dinlerlerse eşlerinin kendilerine karşı daha açık ve ilgili olduklarını göreceklerdir. Burada Peygamberimiz’in aile metoduna dikkat edecek olursak; kızı Fatıma
Eşlerin birbirlerini tanımaları ve birbirlerinin psikolojik doğasına uygun davranmaları, mutluluğu daha kolay yakalamalarını sağlayacaktır
Mutlu evliliğin formülü

günümüzde aile içi huzursuzlukların ve boşanmaların giderek arttığı bir gerçektir. Evlilik neden yıkılabilir? Ekonomik sıkıntılardan mı? Eşlerin birbiriyle karşılıklı oturup konuşmamalarından, anlaşamamalarından mı? Kıskançlıktan mı? Yoksa sadakatsizlikten mi? Ya da eğitimsizlik, kişilik çatışması, psikiyatrik bir rahatsızlık mı söz konusu?
Bunların hepsi birer belirtidir aslında. Gerçek sebep ise sevgi, saygı ve güven bağlarının zayıflamasıdır. Sevgi, saygı ve güven, eşleri bir arada tutan, evliliği yürüten yapıştırıcıdır.
Evlilik, oldukça önemli bir müessesedir. Özellikle yeni evlenenler veya bazı küçük ipuçlarına dikkat etmeyip de yıllarca acı çekmek zorunda kalan evli insanlar aslında bazı hususlara dikkat ederlerse daha mutlu bir hayat yaşayabilirler. Mutluluk öyle gökten zembille inmez. Hak etmesini bilenler, mutluluk için çaba harcayanlar mutlu olabilirler.
1. EŞİNİZE İLGİNİZLE, SEVGİNİZİ GÖSTERİN
Sevgi, bir ateşe benzer. Bu ateş sürekli yakıt yönüyle beslenmezse sönecektir. Sobaya odun atmazsanız, doğalgazınızı keserseniz, eviniz ısınmaz. Bunun gibi sevgi ateşi de ilgi gösterilmezse söner gider. Eşler de birbirlerine ilgi göstermeli, birbirlerinin eksik ve hatalarını onarmaya yönelik ilgilerini esirgememelidir.
2. EVİ OTEL GİBİ KULLANMAYIN
Zamanında gösterilmeyen ilgi, ilgi değildir. Özellikle bazı erkekler evlerini bir otel ve restoran gibi kullanmakta ve böylece büyük bir yanlışın girdabına düşmektedirler. İyi bir işadamı, başarılı bir yönetici olmak yetmiyor. Başarılı ve iyi bir baba ve iyi bir koca olmak da gerekiyor.
3. “HOŞ GELDİN”İ BİLE ESİRGEYENLER VAR
Bazı hanımlar da eşlerine karşı yeterli ilgiyi göstermemekte, akşam yorgun-argın evine dönen kocasına “hoş geldin” demeyi, bir güler yüz göstermeyi bile çok görmektedir. İyi bir anne ve iyi bir ev hanımı olmak yetmez, iyi bir eş ve iyi bir hayat arkadaşı da olmak gerekiyor.
4. AŞIRI KISKANÇLIK, EVLİLİĞİ ZEDELİYOR
Belli bir noktaya kadar kıskançlık iyidir. Ancak aşırı kıskançlık bir rahatsızlıktır ve fertlerin ruh ve kalplerini zedeleyici bir faktördür. Bazı kıskançlık hezeyanı yaşayan hasta tipler vardır ki gece eşini uyandırarak “Söyle bakalım rüyanda kimi görüyordun?” diye sorgularlar. Telefona azıcık geç cevap verilirse bunun nedenini sorgular, eşi hakkında kötü zanlarda bulunurlar. Bu gibi durumlar da ilaç tedavisi gerektirecek kadar ciddi rahatsızlık konusudur.
5. EŞİNİZE GÜVENİRSENİZ MUTLU OLURSUNUZ
Eşler birbirine güven duymaz ve bunu karşı tarafa hissettirirse sürekli bir gerginlik yaşarlar. Kimse kendisine güvenilmediğinde bundan hoşlanmaz. Eşinize güvendiğinizi hissettirmeniz ona vereceğiniz en önemli hediyedir. Ona iyi ve hoş kelimelerle seslenirseniz buna karşılık bulacak, güzel hitaplarınız güzel sözcükler halinde size bir yankı gibi geri dönecektir.
Ailenizin sağlamlığını test edin
Sağlam ailenin üç özelliği vardır. Nebraska Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre sağlam ailelerde üç temel özellik dikkati çekmiştir.
1. Dindarlık
Uzun yıllar başarıyla evliliklerini sürdüren eşler düzenli olarak kiliseye gidiyorlardı.
2. Övgü ve takdir
Aile içindeki fertler birbirlerinden gerekli zamanlarda iltifatlarını ve ruhlarını hoşnut edici övgü dolu sözcükleri esirgemiyorlardı.
3. Birlikte zaman geçirme
Bu aileler iş, eğlence, evde ya da dışarıda yemekte daha çok birlikte zaman geçiriyorlardı.
***
Mutluluk gökten zembille inmiyor, hak etmesini bilenler, çaba harcayanlar mutlu oluyor.


Evlenecek gençlerin dikkatine!







Her genç hayaller kurarak evlenir. Kimi “kalbine mukabil bir kalp” “bularak mutluluğu yakalar, kimi yakalayamaz. Hayat arkadaşına “İyi ki evlendim.” diyenler olduğu gibi; “Ah! Keşke evlenmeseydim..” diye feryad ü figan edenler de vardır… Yeni evlenecek olan gençler sonradan “keşke” demek istemiyorlarsa şu noktalara dikkat etmelidirler:
1) KENDİNİZİ TANIYIN
Eşinizi tanımadan önce kendinizi tanıyın. Evlilikten ne bekliyorsunuz? Evlilik sizin için ne ifade ediyor? Neden evleniyorsunuz? Evlilik bir fantezi mi? Yoksa hayat arkadaşlığı mı?
2) RUHEN OLGUNLAŞIN
Belirli bir ruhî olgunluğa gelmeden evliliğe yanaşmayın. Çünkü evlilik, evcilik oyunu değil. “Biraz oynar usanırsam eşyalarımı alıp eve dönerim.” diyemezsiniz. Evlenirken her zorluğa ve fedakârlığa katlanmayı göze alın.
3) EĞİTİMİNİZİ TAMAMLAYIN
Mesleki eğitiminizi ya da kariyerinizi tamamlamaya özen gösterin.
4) REALİST OLUN
Gözünüzdeki pembe gözlüğü bir kenara bırakıp, realist olmaya çalışın. Çünkü hayal üzerine kurulan evlilik, ilk hayal kırıklığıyla yıkılabilir.
5) ‘DEĞİŞTİRİRİM’ DİYE DÜŞÜNMEYİN
Bazı şeyleri içime katlarım, beğenmediğim huylarını değiştiririm diye düşünmeyin. O zaman evliliğiniz bir şeyleri değiştirme savaşına dönüşür. Sürekli “Neden öyle yaptın? Niye böyle yapmıyorsun? Ben şundan hoşlanmıyorum. Ama sen yapmaya devam ediyorsun. Şu huyundan vazgeç.” demekle geçer.
6) İNANÇLARINIZA UYGUN OLANI SEÇİN
Kendi dini inançlarınıza uygun birisini tercih edin. Kadın namaz kılar kocası içki masası hazırlatırsa, ya da erkek namaz kılarken eşi tersini yaparsa mutluluk oranı o ölçüde azalır. Eşler sürekli “sen yanlış yapıyorsun, ben doğru yapıyorum” tartışması yapar.
7) HUY, AHLAK VE MİZACA DİKKAT!
Huy, ahlak, mizaç ve hatta zevklerde bile uyum içinde olan kişileri tercih etmek evlilikte mutluluğa bir adım atmış olmak demektir.
8) SEVGİ ÖNEMLİ
Aşık olmadan evlenmem demek ne kadar yanlışsa; sevginin sıfır olduğu bir evliliği de mantık evliliği yapıyorum diye yapmak yanlıştır. Sevmediğiniz, içinizin ısınmadığı komşunuzla bile yapamazken hayat arkadaşıyla hiç yapamazsınız.
9) AİLENİZİN GÖRÜŞÜNE ÖNEM VERİN
Sonradan “Ben nerede yanlış yaptım?” dememek için ilk anda yanlış yapmayın. Çünkü kimi gençler ailelerin denk görmediği eşlerle evleniyorlar. O an hisleri mantıklarını örtüp aileyi dinlemiyorlar.



EVLİLİĞİ SARSAN YANLİŞLAR
Kabul, hep siz haklısınız, sizin dediğiniz doğru ve hep sizin sözünüz geçerli olmalı! Siz insanın kalbinden geçeni bile okuyabilirsiniz! Yok canım o kadar da değil diyorsanız, önerilerimize göz atınız.
1. EŞİNİN KİŞİLİĞİNE KARŞI AĞIR ELEŞTİRİDE BULUNMA
Eşinin kişiliğini küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek sevgiyi zedeler. “Sen hep böylesin, hep beceriksizsin.” suçlamalarına sitemkar ve biraz da hakaret içeren “Hep kendi bildiğini okudun. Beni dinlemedin.” sözleri suçlayıcı eleştirilerdir.
2. İŞİ YOKUŞA SÜRME
Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğer eş “On yıldır sana söyledim; ama beni dinlemedin, başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmalar eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.
3. GEÇMİŞİ HATIRLATMA
Evlilik hayatı boyunca insanların olumsuz hatıraları olmuştur. Kavgalar, tartışmalar, atışmalar ya da unutulan anlar, yapılan yanlış davranışlar olagelmiştir. Evlilik hayatı boyunca bu kötü hatıraların eşler tarafından tekrak tekrar ısıtılarak ortaya konulması ilişkileri zedeler.
4. GENELLEMEDE BULUNMA
Eşinize bir kalıp biçerek o kalıba sokan ifadeler kullanmak, onu kötü bir fiille damgalamak da büyük hatalardan biridir. “Ben senin için değiştim, sen benim için hiçbir şeyden vazgeçmedin. Çok bencilsin...” sözleri evliliği yıpratır.
5. EŞİNİN AKLINI OKUMA
Çiftler arasında diyalog tek taraflı olmaya başladığında eşler birbirlerine mesafe koymaya başlarlar. Sürekli iğnelemeler, kavgalar, atışmalar artık kadın ve erkeği kendi dünyasına itmiştir. Erkek de kadın da kendi dünyasında eşiyle konuşmaya başlar. Kafalarında kurdukları şeyler zaman zaman birbirlerinin hareketlerine yorumlar çıkarmaya neden olur. “Senin ne demek istediğini biliyorum. Ben senin bakışından anlarım.” gibi sözlerle eşinin mimik ve hareketlerinden anlamlar çıkarılmaya başlanılır.
6. KENDİNİ HEP HAKLI GÖRME
Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde kim daha haklı, adeta “mahkeme” kuruluyor.
7. KONUŞURKEN SÖZLERİN KESİLMESİ VE SES TONUNU YÜKSELTMESİ
İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemektir.
8. EŞLERDEN BİRİNİN KENDİSİNİ TERAPİST YERİNE KOYMASI
‘Senin hasta olduğunu biliyorum, nedenlerini de biliyorum. Senin ne zayıflıkların var hepsini keşfettim, ne yapman gerektiğini söylüyorum, beni dinlesen doktora filan da ihtiyacın olmaz’ gibi sözler doğru değildir. Eş ne kadar bilgili, tecrübeli olursa olsun kendini doktor yerine koymamalıdır