Gecenin Ardından

Pazartesi, Nisan 7, 2007 · Kategori: HIKAYE

          Bu gece her zamankinden farklı olacağa benziyordu. Gökte yıldızlar şafağın atmasını bekliyormuş gibi tek tük parıldamaktaydı. Rüzgâr gündüz yağan karı, beyinleri törpülercesine oraya buraya savuruyordu..

O her zamanki gibi vazifeye gelmiş, uçuş emri bekliyordu. Kantinde birkaç bardak çay içmiş, çanı sıkılmıştı. Üşümemek için parkesinin yakalarını kaldırarak dışarı çıktı. Elleri cebinde tam karsısında duran uçağını seyretti, sonra alana söyle bir göz gezdirdi. İleride gölge gibi duran enkaz yığınını görünce irkildi, içinde garip birşeylerin depreştiğini hissetti. Çünkü o, en samimi arkadaşının uçağıydı, bugünse sade bir törenle cenazesini kaldırmışlardı. Dün çıktığı uçuşundan dönmemişti.. Basını kaldırdı ve yukarılara baktı, içine acayip korkular sinmişti, kendine olan güvenini yitirmemek için; "Hadi çanım her zaman uçtuğum gök" diye mırıldandı. Fakat korkuyordu.. O düne kadar ölümü hep uzaktan tanımıştı, şimdiyse kendisine ne kadar yakın olduğunu hissediyordu. Daha fazla dayanamadı içerideki arkadaşlarının yanına döndü.

Saat, epeyce ilerlemiş, havanın sertleşmesiyle uçuş için vazifeye çağrılmıştı. Teçhizatını kuşandı, arkadaşlarına her zamanki zafer işaretini yaptı ve uçağına doğru yürüdü. Havanın soğuk olusunun kendisini etkilemeyeceği için sevindi, çünkü uçuş kabini oldukça sıcaktı. Motoru homurdanarak çalışıyordu, pist basına geldi ve start alarak koyu karanlığa daldı..

Az sonra gökyüzündeydi, yapayalnızdı. Garip olan tek şey içindeki korkunun geçmemesiydi. Rahatlamak için aşağılara baktı ama irtifa göstergesi onun çoktan bulut tavanını astığını gösteriyordu. Önündeki boşluğa tekrar ürpertiyle baktı, gördüğü manzara insanı büyüleyecek kadar muazzamdı. Şimdi canı gibi sevdiği dünyasından çok uzaklardaydı, aşağıya sağ inemeyebilirdi, beyni zonklamaya başladı..

Simdi de arkadaşını hatırlamış, gözleri buğulanmıştı sanki, karsısında hayalini gördü, peşine takıldı.. Arkadaşı ona: "—Hadi gelsene neden beni yalnız bıraktın?" diyordu... Birlikte uçmaya başladılar, bambaşka bir dünyada... Burası çok güzeldi, daha önce ölen bütün dostları buradaydı. Fakat o da ne? Önlerinde iki gurup belirmişti, bazıları koşarak yemyeşil bir ülkeye gidiyor bazılarıysa zorla büyük bir ateşe atılıyorlardı..

Gördüklerine inanamıyordu, birden, bir arkadaşının ona "Bu dünyada imtihan oluyoruz, buradan başka bir diyara gidecek, yaptıklarımızdan hesaba çekilecek ve kimimiz cennete kimimiz cehenneme gideceğiz" dediğini hatırladı. Yoksa ölmüş müydü? Hayır.. hayır olamazdı, zorla gözlerini açtı. Barometrenin ikaz ışığını gördü, düşmek üzereydi, lovyeyi doğrulttu, neredeyse altındaki tepeye kanat bırakıyordu, lovyeye asıldı ve yukarılara çıktı...

Gördüğü kabus muydu bilmiyordu, ama az daha hayatına mal olacaktı. Simdi yere inmeliydi. O kapıdan, zorla atılanlardan olmamak için ağlamalıydı, günlerce durmadan ve kendine yepyepi bir hayat kurmalıydı, gözyaşlarıyla ıslanmış...

Kule ile irtibata geçerek yerini ve rotasını öğrendi, uçağını üsse yönelterek süratini artırdı. Alana geldiğinde iniş izni alarak piste dokundu. Ucuşu sanki bir rüya idi. Fakat onun için bugüne kadar yaşadığı rü'yadan uyanış olmuştu. Alanda vazifeli arkadaşları etrafını sarmış, merakla neden geç kaldığını, neler olduğunu soruyorlardı; oysa o susuyor ve düşünüyordu..! "Burası bir mezra, burada ne ekersen orada onu biçersin!"

Ufukta doğmaya başlayan güneş, karanlık geceyi ve karanlık hayatı silmişti, işte minarelerden yayılan nağmeler onu ilk adımı atmaya çağırıyordu

Çıkmaz Sokağın Başında

Pazar, Nisan 6, 2007 · Kategori: HIKAYE

                   İçki şişesi, bana hep babamı hatırlatır ve içkiye olan kinimi depreştirir. Geceleri geç saatlere kadar pencerenin önüne oturup sokağın başında babamın görünmesini beklerdim. ‘”Nasıl olursa olsun yeter ki o gelsin “derdim içimden. Korkardım. O şişenin, babamı bizden tamamen koparmasından korkardım.

Düşünür müydü? Bizleri,annemi yani eskiden onun tek varlığı olan ailesini.. Halen bilemiyorum; Neydi bu kadar çok etkileyen onu?

Bu acıma hissi daha sonra nefrete dönüştü. Nefret ettim babamdan. Eskiden hayran olduğum babamdan şimdi nefret ediyordum. Nasıl ödeyecekti annemin gözyaşlarını?

Günler çok yavaş geçiyordu bizim için. Hep aynı şey oluyordu. Sessizce yemek yerdik Sofra hazırlanırken annem hep bitmek tükenmek bilmeyen bir sabırla babamı bekler, bizim de beklememizi söylerdi Hiç kötü düşünmemizi istemezdi. “O sizin babanız; mutlaka geri gelecek, yaptığı şeyin ne kadar kötü birşey olduğunu anlayacak” derdi Zavallı annem. Bize küçükken nasıl bir aile ortamında yetiştiğini o günleri ne kadar çok özlediğini anlatırdı.. Önceleri gizlemeye çalışırdı gözyaşlarını, sonra sabahlara kadar ağlardı.

Köprü altlarında sabahladığını duyardık babamın. Bazen komşular getirirdi onu eve; ispirto şişesiyle.

Bir gün okuldan eve geldiğimde, babamı oturma odasında buldum İnanamamıştım. Annem kardeşimle beni bir kenara çekip artık babamızın yanımızdan ayrılmayacağını söyledi. Babam bizi yanına çağırdı. Bizi çok özlediğini ve konuşmak istediğini söyledi Kardeşim hasret kaldığı kollara hemen koştu. Ben ne yapacağımı şaşırmıştım. Bir robot gibi yanına gittim. Elini sıktım. Yüzüne bakmamıştım. Sonradan kardeşim onun da bana bakamadığını söyledi. Elleri kaskatıydı. Özlemiş miydi, buz gibi şişelerden sonra çocuklarının ellerini, özlemiş miydi?

Sonraki gün de evdeydi babam. Ondan sonraki gün de. Değişen birşey olmamıştı hayatımızda. O hiç odasından çıkmıyordu. Bir gün günlerdir duymadıgım bir sesle uyandım. Dışarı çıktığımda annemi ağlarken gördüm. Birşey sormak istemedim, ama babamın yattığı odadan hiç çıkmaması, odaya taşınan ilaçlar, bazı şeyleri anlamama yardımcı olmuştu.

Ertesi gün bir doktor geldi evimize. Babamla uzun süre konuştular. Kardeşim babamın yanına girebiliyordu. Beni hiç sormamıştı zaten. “Utanıyor mu?” diye düşündüm. Kardeşim bir gün babamın ellerinin şiştiğini söyledi.“Acı çekiyor” dedi.Gerçekten acı çekiyor muydu? Sıra onda mıydı?

Annem daha sonra günlerini hep hastanede geçirdi Babamı hastaneye yatırmışlardı. Tam bir ay sonra eve geleceğini öğrenmiştim. “Bu kez” diyordum. “Bu kez sarılacağım babama, öpeceğim ellerini doya doya.”

Sonunda geldi babam eve. Gördüğüm manzara karşısında ağlamaya başlamıştım. Sarılıp öpeceğim o eller yoktu artık. İçki ve sigara neticesi kangrene dönüşen ellerini kesmişlerdi babamın. Daha sonra da öldü babam.

Günlerce kendimi suçladım. Ne de olsa o benim babamdı. Babamı bizden koparan içkiden sadece nefret değil aynı zamanda ona kin duyuyordum. Nasıl parçalamıştı sıcacık yuvamızı.
Bizi yakmıştı. Ama yalnız değildik; başkası da bu afetin kıyılarına yürüyordu. Bir şeyler yapılmalıydı. Artık sessiz kalamazdım. Konuşacak, ifrit yüzünü anlatacak çirkinliğini duyuracaktım. O an söz verdim; içkiye giden yolların başında duracak, kollarımı açacak, “bu yol çıkmaz sokak” diyecek ve insanları daha güzel olana sevk edeceğim.

« Önceki ::