Anayasa Mahkemesi üyelerine açık mektup

2008-05-28 11:05:00
Sayın Yargıçlar,28 Temmuz 2008 günü tarihî bir davaya bakacaksınız. Vereceğiniz karar "Bağdat'ta hakimler var" veciz sözünün günümüz Türkiye'sinde hâlâ geçerli olup olmadığı konusuna ışık tutacak, tarihî bir karar olacak.
<****** src="http://ad.zaman.com.tr/ad-app/client.ads?app=zaman&pos=detay&page=16&first-time=false" type="text/**********">

"Tereciye tere satılmaz" demişler, hukukçulara hukuk dersi verilmez; hâşâ, böyle bir şey haddimiz değil, ama adına karar vereceğiniz Türk milletinin bir ferdi olarak, bazı hatırlatmalarda bulunmayı sorumluluk bilincinin bir gereği sayıyorum.

Zor zamanlardan geçiyoruz. Bu millet iki yüz yıldır çile çekiyor. Önce Batı'dan, sonra kendi içindeki azınlıklardan, sonra kendi bürokratlarından çok darbeler yedi, çok çileler çekti. Yirminci yüzyılın başında yaşadığımız travmalar bizi çok sarstı. Dünya faşizm ve nasyonal sosyalizm illetinden yüzyılın ortalarında kurtulmayı, kendisine çekidüzen vermeyi, çoğulcu demokratik bir düzen kurmayı başardı. Ama biz 20. yüzyılı ıskaladık; dünya değişirken, diktatörlüklere, otoriteryen baskıcı rejimlere son verip hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü tesis ederken, devleti halka karşı sorumlu hale getirirken, biz darbelerin elinde bir o yana, bir bu yana savrulduk. Otoriteryen rejimi demokrasiye dönüştürmede, çoğulculuğu ve çeşitliliği sindirmede, devleti milletle, çoğunluğu azınlıklarla barıştırmada hep sıkıntılar yaşadık.

Gel zaman git zaman, küreselleşme diye bir süreç bizi de peşine takıp sürüklemeye başladı. İçimizden bazı cesur ve iyi insanlar çıktı, gözümüzü açtı; ülkeyi dışa açılmaya, bizi dış dünya ile irtibat kurmaya, kafamızdaki ve yasal sistemimizdeki bazı tabuları yıkmaya teşvik etti. O iyi insanların açtığı kapıdan giren yeni nesiller demokrasi, sivil yönetim, özgürlük, çeşitlilik, çoğulculuk, hoşgörü, komşularla iyi geçinme, dünya ile bütünleşme, piyasa ekonomisi ve serbest ticaret gibi değerleri keşfetti, içine sindirdi, onlarla birlikte yaşama yolunu tercih etti. Dışa açılmanın, serbest ticaretin, iktisadi bütünleşmenin, özgürlüklerin önünü açmanın zenginliğe giden yolun da önünü açmak, barışı ve huzuru pekiştirmek, dünyada itibarımızı da artırmak anlamına geleceğini keşfettik. Bazılarımız memleketin dişinden tırnağından artırdığı kıt kaynaklarla "gâvur illerine" gidip okuduk, dil öğrendik; onları daha zengin, daha müreffeh yapan sistemin sırlarını keşfetmeye çalıştık. Gördük ki bize ilkokuldan itibaren öğretilen bir kısım tarih, siyaset, ekonomi, hukuk, kültür, ideoloji ve felsefe bilgilerinin bazıları yanlış, bazıları abartılı, bazıları tek taraflı, bazıları sorgulanmaya, bazıları silbaştan yazılmaya muhtaç. Anladık ki üç tarafımızın denizlerle çevrili olduğu doğru; ama dört yanımızın düşmanlarla çevrili olduğu aslında bir yanılsama, bir kurgu, kendi kendimize icat ettiğimiz bir hayalet. Gördük ki tabulara, korkulara, güvensizliğe dayalı bir resmî ideolojinin baskısı ve kendisini her şeyin sahibi, banisi ve hamisi gören bir otoriter bürokrasinin vesayeti altında yaşıyoruz. Yine gördük ki üzerinde fırtınalar koparılan laiklik ilkesi aslına uygun değil, kendimize özgü, bizden başkasının itibar etmeyeceği, içeride birilerinin sınıfsal çıkarlarını garanti etmeye ayarlı bir yoruma tabi tutulmuş. Anladık ki gerçek demokrasi getirmedikçe, inanç ve vicdan özgürlüğünün, devletin din ve mezhepler karşısında tarafsızlığının garantisi olan bir laiklikten, şeffaf ve hesap verebilir bir devletten yana olmadıkça, devlet eliyle zengin yaratan rantiyeci ekonomik sisteme son verip piyasa sistemi getirmedikçe, içimizdeki azınlıklar ve kendisini Türk görmeyen topluluklarla devleti barıştırmadıkça, komşularımızla yapay düşmanlıklarımıza son vermedikçe bize rahat yok.

Muhterem Hakimler,

İşte sizin vereceğiniz karar bu bakımdan çok önemlidir. Türkiye bir değişim ve dönüşümün eşiğindedir. Bu değişim ve dönüşüm Türkiye'nin iki yüz yıllık makus talihinin yenilmesi; ülkenin tabulardan kurtulması; kabuğunu kırması; dünyaya ayak uydurması; muasır medeniyet seviyesini yakalama yürüyüşünü hızlandırması; demokratikleşme, özgürleşme, sivilleşme ve zenginleşme rotasına girmesi anlamına gelecek. Sizler vereceğiniz kararla, Türkiye'nin çok gecikmiş iktisadi, siyasi, hukuki, kültürel ve ideolojik dönüşümüne, yıllardır direndiği değişime evet mi diyeceksiniz, hayır mı, bunu gösterecek, safınızı belli edeceksiniz. Mesele AKP'nin kapatılıp kapatılmaması meselesi değildir. Mesele, halkın yarısının desteğine sahip, Türkiye'nin 81 ilinden 70'e yakınında birinci parti olmuş, Türkiye'nin kanayan yarası Kürt sorununa kaynaklık eden bölgelerden büyük destek almayı başarmış bir partinin yargı eliyle yok sayılmasıdır. Siyasi görüşü ve ideolojisi ne olursa olsun, bu konumdaki bir iktidar partisinin kapatılması, dolayısıyla hükümetin varlığının ortadan kaldırılması millet iradesinin hiçe sayılması; sandığın, serbest ve adil seçimlerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iptal edilmesi anlamına gelecektir. Çok defalar dile getirildiği üzere, Anayasa Mahkemesi eliyle iktidar partisinin kapatılıp hükümetin düşürülmesi, Meclis'in yok hükmüne konulması yargıçlar diktası, jüristokrasi veya hakimler devleti kurma girişimi anlamına gelecektir. Venedik Kriterleri ortada iken, dünyanın hiçbir çoğulcu demokrasisinde açıkça şiddete bulaşmamış veya şiddet çağrısı yapmayan bir partinin kapatılması demokrasi sicilimizi iki paralık edecek, ülkenin dünyadaki itibarına darbe vuracak, egemenliğin kayıtsız şartsız kendisinde olduğunu söylediğimiz millete ve millet egemenliğinin tecelli ettiği yer olarak Meclis'e hakaret anlamına gelecek, belki bir ekonomik krizi tetikleyecektir. Kamuoyunun ezici bir çoğunluğunun önünüzdeki davanın hukukî bir dava değil, siyasi bir dava olduğuna inandığını sizler de biliyorsunuz. İnternet, Google ve gazete haberlerine ve ifade özgürlüğü kapsamında verilmiş demeçlere dayalı iddianamenin kanıtları kamu vicdanında hiç ikna edici gibi durmamakta; daha çok bu dava, değişimden hoşlanmayan, ayrıcalık koruma derdinde olanların direnişi gibi algılanmaktadır. Umarız kamu vicdanını rahatsız etmeyecek, adına karar vereceğiniz Türk milletinin büyük çoğunluğunun yürekten alkışlayacağı bir karar verirsiniz.

Bu satırların yazarının acizane kanaati, sizler AKP hakkında ne karar verirseniz verin, Türkiye'nin demokratikleşme, özgürleşme, sivilleşme ve zenginleşme yürüyüşünün durmayacağıdır. Dünya konjonktürü de, Türk halkının istek ve talepleri de değişim ve dönüşümden, otoriter düzenden demokratik düzene, vesayet rejiminden sivil rejime, kapalı toplumdan açık topluma evrilme yönündedir. Tarihin akışının tersine çevrilmesi, ortaya çıkan yeni dinamiklerin öldürülmesi ve eski düzenin geri getirilmesi tarihte hiç mümkün olmamıştır. Türkiye'de pandoranın kutusu açılmıştır, gidilecek yön bellidir. Ancak vereceğiniz karar Türkiye'de yargının en üst merciinin bu süreçte nerede durduğunu anlamak açısından kritik önem taşıyacaktır. Son zamanlarda 367 kararı ve türban kararında maalesef yüksek yargı, hukukun evrensel kuralları, özgürlükler ve muasır medeniyete doğru yürüyüş bakımından hiç de iyi bir sınav verememiştir. Umarız bu kez kendi torunlarınızın da, Türk milletinin de, inanıyorsanız yarın Kıyamet gününde Büyük Mahkeme'nin de, kendi vicdanınızın da önünde çok rahat savunabileceğiniz bir karar verirsiniz.

Doç. Dr. Mustafa Acar

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi

0
0
0
Yorum Yaz